Nereden başlarsan onunla bitecekti.Olmadı. Eğilip yerden bir papatya kopardın. Bu bendim. Seviyor ile başladın. Yere eğilip zarlardan birini çifte çevirdin. Bu hileydi: dayanamazdım.
Cebimden kapının anahtarını çıkarıp kırdım. Telefon kablolarını kestim. Postacıyı öldürdüm. Kesitler gerekiyor demiştim de o zaman yalan söylediğinin farkına vardım. Kapıların kilitlerini değiştirdim. Mavi anahtarı kullanmalıydın. Şimdi dışarıda kaldın. Suçlu gerekiyorsa ‘ben’ olurum. Yitişler içerisinde konuşmayı unutmuşum. Yeni sözcükler, yeni kavramları getirdi. Anlamsızlaşan diyalogların hepsi anlam kazanıyor, birer monologa dönüştüğünde. Kendi kendime konuşma alışkanlığımı senden almıştım, iyi ki birini yabancılaştırmıyorum henüz. Ama şunu da fark ettim ki sende bir şey bırakmamışım kendimden. Derinliğini kestiremiyorsun unutulmuş umutların. Aynı gülümseme var yüzünde, rengi bile hep aynı. Mavi anahtarı kullan demiştim. Kapıyı açmak için iki kişinin çabası gerekir. Karşıtlığın olmadığı yerleri de söylemiştim. Sürekliliği ben taşıyamam artık. Postacının cesedini posta kutumda bulmalıydın. Oysa ben mektup yazabilmek isterdim. Ne yazık ki... Bir turuncu kurşun kalemim bile yok...
“Benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir” Furuğ Ferruhzad Bir şey söyle bana / teninin tüm sevgisini sana bağışlayan insan / ne istiyor diri kalma duygusundan başka? /bir şey söyle bana / kıyısındayım pencerenin / ve güneşle bağlantıda…” Pişman değilim benden konuş ey sevgilim bir başka benle gecenin soğuk caddelerinde gene aşk dolu gözlerini gördüğün benden ve hatırla beni kederle öperken o gözlerinin altındaki çizgileri..” … “uzaklardan geldin sen ve kokular ve ışıklar ülkesinden şimdi bir teknedeyim seninle birlikte götür beni ey yüreğimi okşayan umudum götür şiirlerin ve coşkuların kentine ”
”şiir benim tanrımdır , işte ben şiiri bu denli seviyorum.. gecem gündüzüm bunu düşünmekle geçiyor , kimsenin söylemediği yeni bir şiir , güzel bir şiir söyleyeyim diye.. kendimle baş başa olmadığım ve şiiri düşünmediğim günüm , anlamsız ve hiç sayılır.. belki şiir görünüşte beni mutlu kılamaz , ancak ben mutluluğu kendim için başka türlü yorumluyorum.. mutluluk benim için güzel elbise iyi yaşam ve iyi yemek değil.. ben ,ruhum memnun olduğu zaman mutluluk duyuyorum ve şiir benim ruhumu memnun ediyor.. şayet insanların elde etmek için çırpındıkları bu güzellikleri bana verseler ve karşılığında şiir söyleme yeteneğini benden alsalar intihar ederim.. siz benden vazgeçin , siz bırakın ben sizce mutsuz ve aylak olayım , ancak ben hiçbir yaşamımdan yakınmayacağım..”
Cuma
Cuma suskun Cuma terk edilmiş Cuma hüzün veren eski sokaklar gibi Cuma tembel ve hasta düşüncelerin Cuma eziyet verici esnemelerin Cuma beklentisiz Cuma teslim olmuş
Ev boş Ev incinmiş Ev gençliğin hamlelerine kapalı Ev karanlık, ev güneşin tasavvuru Ev şüphe edilen, fal açılan, yalnızlık çekilen Ev perde, kitap, dolap ve resimlerle dolu Ah ne suskunluk ve gururla geçti Benim hayatım garip bir ırmak gibi Bu suskun ve terk edilmiş cumalarda Bu boş ve incinmiş evlerde Ah! ne suskunluk ve gururla geçti Furuğ Ferruhzad
Kıyısında saçlarımı doladığım ilmek ilmek hasretin gam teli dalgaların örülü şimdi dudaklarımda lâl puslu yıkıntıları hatıralar desenli Dolarım faili meçhul neslin tükendiği gün gibi Parıldayan gecenin nefesine baharlarım değeli buğulanıp göğe takılı kaldı şimal yıldızı aklım hercai aklım mavi gönlümün iklimi tazelendi
giyildi renkler pazen içimde kat kat şefkati dağılan eşyaların üzerinde boğazıma kadar sevi ruhun ten sesi Fikirlerin çarpıştığı umut harelendi ateşin uz ırgaladı parelendi diyelim ki ayrılık diyalektik Fakat lakin ve tüm bağlaçlar ıraksak satırlardan müebbet giydi mâkuldür avuntu serezlendi avlunun kolunda güneş tellerine takılı ay örselenmiş canımı içinden çekip bir dal filizlendi...